Ana Sayfa › Makaleler › Mesih’in Günümüz İçin Aklanma Mesajı

Mesih’in Günümüz İçin Aklanma Mesajı

· · 535 görüntülenme ·
Mesih’in Günümüz İçin Aklanma Mesajı
Tüm Makaleler

Kutsal kitap teolojisi, zorunlu olarak Kutsal Kitap eleştirisini de içerir. Bu ifadeyle kast edilen şey, sözde “Kutsal Kitap teolojisinin” ortaya çıktığı dönemde Kutsal Yazılar’ın yorumuna egemen olan rasyonalizm değildir. Aynı şekilde burada kastedilen, yaygın biçimde bilinen “tarihsel eleştiri” anlayışı da değildir. Burada söz konusu olan, Kutsal Yazılar’ın insan hakkında söyledikleri ve açığa çıkardıkları aracılığıyla insanın düşüncesini, emeğini ve yaşamını yargılayan eleştiridir. Yani Tanrı’nın düşmüş insanın aklayıcısı ve kurtarıcısı olduğunu ilan eden sözün insanı yüzleştiren eleştirisidir. Kutsal kitap teolojisinin zorunlu olarak ilgilenmesi gereken eleştiri biçimi budur.

Bu durum, emeği gereksiz kılmaz. Aksine bu emek Kutsal Yazılar metinlerinin, tespit edilebildiği ölçüde tarihsel bağlamları içerisinde okunmasını da içerir. Elbette metnin tarihsel farkındalıkla ele alınmasının kendine özgü tehlikeleri vardır. Modern yorum tarihi, metinlerin anlamını belirlemede “tarihsel yöntem”e duyulan safça aşırı güvenin örnekleriyle doludur. Çoğu zaman bir metnin varsayılan “arka planı”, metnin kendisinin söylediği şeyin önüne geçirilmiştir. Buna rağmen görevimizin tarihsel boyutu vazgeçilmezdir.

Kutsal Yazılar'a Yönelme

“Kutsal Yazılar’ın teolojik yorumu” ve yorum tarihinin incelenmesi ne kadar değerli olursa olsun, bunlar bize yalnızca kilisenin Kutsal Yazılar hakkında ne söylediğini ve ne öğrettiğini sunar. Bunlar insanı yeniden Kutsal Yazılar’a yönlendirebilir. Ancak metne geri dönüldüğünde, insan kendi zamanında ve bulunduğu yerde kendisiyle yüzleşmesini sağlayan ve onu yeniden iman itaatine çağıran bir sözle karşı karşıya kalır. Metnin tam da bize yabancı oluşu, insanın kendisi ve dünya hakkındaki gerçeğe kulak vermesini mümkün kılar. Bu tür bir tarihsel farkındalık olmaksızın, insanın kendisini metnin içine yanlış biçimlerde yerleştirmesi kaçınılmaz hâle gelir.

Kutsal kitap teolojisinin görevi, “Kutsal Yazılar’ın bu sözü burada ve şimdi bizim için ne anlam taşımaktadır?” sorusuna cevap vermede kiliseye hizmet etmektir. Yeni Antlaşma yazılarının belirli bir dönemde kiliselerin ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla kaleme alınmış metinler olduğu unutulmamalıdır. Aynı şekilde bütün Kutsal Kitap teolojisi çalışmaları da kendi dönemi için yazılır. Yani yazarın ve okuyucuların yaşadığı zamanın soruları ve meydan okumaları içindir. Tam da kendi zamanının ve bağlamının teolojik sorularına hitap ettiği ölçüde, her kutsal kitap teolojisi çalışması kalıcı bir önem taşıyabilir.

Bu değerlendirmeler ışığında, Pavlus’un şu ifadesinin anlamına ilişkin iki soruya geri dönmek istiyorum: “İnsanın Kutsal Yasa’nın gereklerini yaparak değil, İsa Mesih’e iman ederek aklandığını biliyoruz.” (Galatyalılar 2:16). Bu sorulardan ilki, πίστις Χριστοῦ ifadesinin anlamıdır. İkincisi ise iman aracılığıyla aklanmanın ne anlama geldiğidir.

Richard Hays’in ilk kez 1983 yılında yayımlanan doktora çalışması, “Mesih’in imanı” ifadesine yönelik modern yoruma meydan okuyarak yorumcuların dikkatini çekmiştir. Bu tamlama, çeşitli biçimleriyle, neredeyse evrensel olarak “nesnel tamlayan” anlamında anlaşılmış ve insanın Mesih’e olan imanını ifade ettiği düşünülmüştür. Hays ise Galatyalılar mektubunun “anlatısal alt yapısına” başvurarak, Galatyalılar 2:16’da iki kez ve Galatyalılar 2:20’de başka bir biçimde (“Tanrı Oğlu’nun imanı”) geçen bu ifadenin, insanın Mesih’e imanını değil, Mesih’in kendi “imanını”, yani O’nun yeryüzündeki yaşamı ve görevi boyunca Tanrı’ya gösterdiği sadakati ifade ettiğini savunmuştur.

Hays’e göre insanı kurtaran şey, insanın kendi sadakati değil, Mesih’in sadakatidir. Bu doğrudur. Ancak burada amaç, Hays’in Pavlus yorumundaki problemli yönleri tartışmak değildir. πίστις Χριστοῦ ifadesinin nesnel ya da öznel tamlayan olarak çevrilmesi —ki her iki yaklaşım da πίστις sözcüğünün fiilsel bir anlam taşıdığını varsayar— tartışmaya hâkim olmuştur. Bu durum, tamlayan kategorisine dair yeni nüanslar veya yaratıcı öneriler sunulduğunda bile değişmemiştir. Ancak “iman” hâlâ bir isim olduğundan, πίστις Χριστοῦ ifadesindeki tamlayanın isimsel anlamda, yani kaynak ya da aidiyet bildiren bir tamlayan olarak anlaşılması ihtimali de değerlendirilmelidir. Bu noktada iki anlam, üç farklı sebeple birleşmektedir.

Vaatler, Mesih'te Gerçekleşti

Birincisi, Pavlus’a göre Tanrı’nın vaatleri Mesih’e verilmiş ve O’nda gerçekleşmiştir. Yaşam ve bereket gerçekte yalnızca O’na aittir. İkincisi, Pavlus’a göre Mesih, insanı günah ve ölümden kurtarmak amacıyla kendisini özverili bir sevgiyle insanlık uğruna teslim etmiştir. Dahası, Baba Tanrı O’nu bu amaç için dünyaya göndermiştir. Bu nedenle çarmıha gerilmiş ve dirilmiş Rab olan Mesih’in, varlığının özü itibarıyla kendisini ileten bir gerçeklik olduğu söylenebilir. Tanrı bütün vaatlerini O’nda —yalnızca O’nda— yerine getirir ve tüm iyiliğiyle, bütün armağanlarıyla kendisini insanlığa verir.

Üçüncüsü, Mesih armağanlarıyla birlikte insana yalnızca Tanrı’nın vaat ve amaçlarının O’nda gerçekleştiğini ilan eden elçisel bildiri aracılığıyla gelir. İnsan, ilan edilen bu söze iman aracılığıyla Mesih’e bağlanır. Tanrı ile insan arasındaki iletişim, Mesih’te “işitme ve iman etme” yoluyla gerçekleşir. Pavlus “Mesih’in imanı”ndan söz ettiğinde, Tanrı ile insan arasında Mesih’te gerçekleşen paydaşlık ilişkisinin biçimini ilan etmektedir. Çünkü Mesih aynı anda hem imanın kalıcı kaynağıdır (iman Mesih’tendir) hem de onun kalıcı nesnesidir (“Mesih’e iman”). Bu iletişim içerisinde insan aynı kalan bir varlık değildir. Eski insan çarmıha gerilmiş, yeni insan ise İsa Mesih’te yaratılmıştır. Bu yeni yaşam Müjde’nin sözü ve ondan doğan iman aracılığıyla her insana iletilmektedir. Bu nedenle Pavlus’ta “iman” kavramı çoğu zaman hem iman etme eylemini hem de iman edilen içeriği aynı anda ifade ediyor olarak anlaşılabilir.

Yorumcular genellikle şu gerçeği gözden kaçırmıştır: Kilise babaları için “Mesih’in imanı” ifadesinin çevrilmesine gerek yoktu; her ne kadar onu yorumlamayı gerekli ya da yararlı görmüş olsalar da. Aynı şekilde Latince çeviri olan fides Christi ifadesi de Grekçedeki biçimi ve dolayısıyla onun anlam açıklığını koruyabilmiştir. İngilizce de “the faith of Christ” çevirisini koruyabilmiş, hatta erken dönem çevirilerin birçoğunda bunu yapmıştır.

Kuşkusuz, ἡ εἰς Χριστὸν πίστις (“Mesih’e iman”) gibi yorumlayıcı ifadeler Grek kilise babalarında da bulunmaktadır. Ancak çoğu zaman Pavlus’taki biçime benzer tamlayan yapılarıyla karşılaşılır; üstelik bunlar her zaman doğrudan elçiden yapılan alıntılar değildir. Bu nedenle söz konusu ifadenin nesnel tamlayan olarak çevrilmesi “geleneksel” yorum olarak değerlendirilemez.

Mesih'in Adı Sayesinde

İfadenin birinci yüzyıldaki arka planını görmek için kısa biçimde Elçilerin İşleri kitabına başvurulabilir. Luka’nın “Mesih' e iman”a ilişkin tek göndermesi olan Elçilerin İşleri 3:16 ve onunla bağlantılı açıklama, bu kullanımın açık bir örneğini ve aynı zamanda önemine dair bir ipucu sunmaktadır. Bu ifade, Petrus’un tapınaktaki iyileştirme mucizesinden sonra yaptığı konuşma bağlamında yer alır: “Gördüğünüz ve tanıdığınız bu adam, İsa’nın adı sayesinde, O’nun adına olan imanla sapasağlam oldu. Hepinizin gözü önünde onu tam sağlığa kavuşturan, İsa’nın aracılığıyla etkin olan imandır.”

Ayetin dilinden açıkça görüldüğü üzere, “O'nun adına iman”, “Mesih aracılığıyla gelen iman”dan başka bir şey değildir. Burada Elçilerin İşleri kitabının temel temalarından biriyle karşılaşılır: İsa’nın adının ilan edilmesi, O’nun adına iman edilmesi ve O’nun adına yakarılması, Tanrı’nın amacının ve vaadinin gerçekleşmesini oluşturur. İsa’nın “adına ait olan” ve “O’nun aracılığıyla verilen” iman, aynı anda hem İsa’ya iman hem de O’nu ölümden dirilten Tanrı’ya itaattir.

Kutsal Yazılar’da ve erken Yahudilikte “iman” dilinin yalnızca Tanrı için kullanıldığını hatırlamak gerekir. Gerçek anlamda yalnızca tek bir iman vardır: vaat eden ve vaatlerini yerine getiren konuşan Tanrı’nın imanı. İnsan Tanrı’dan dönüp putlara hizmet edebilir ve güvenini onlara bağlayabilir. Ancak nasıl tek gerçek Tanrı varsa, aynı şekilde tek gerçek iman da vardır. Bu nedenle Elçilerin İşleri 3:16’daki iman dilinin önemini gözden kaçırmamak gerekir. Bu ifade, Tanrı’nın İsa’daki işinin ardından ortaya çıkan tek gerçek imanı ilan etmektedir.

İsa’ya iman etmek, Tanrı’ya itaat etmektir. İsa’nın adına yakarmak ise Rab’bin adına yakarmaktır.

Elçilerin İşleri’nde iman dili, kaynağı ve nesnesi olarak yalnızca İsa için kullanılmaktadır. İlk dönem Hristiyanlığında İsa’nın adına verilen önemin, Pavlus’un “Mesih’in imanı” ifadelerinin arka planını oluşturduğu güvenle varsayılabilir. Pavlus için de yalnızca tek bir iman vardır: “tek Rab, tek iman, tek vaftiz, hepsinin üzerinde olan, hepsi aracılığıyla işleyen ve hepsinde bulunan tek Tanrı ve Baba” (Efesliler 4:5–6). Ayrıca Pavlus’un “Mesih’in imanı”na yaptığı göndermelerin özellikle aklanma tartışmaları içinde yoğunlaşması da şaşırtıcı değildir. Burada ele alınacak metinlerde durum böyledir: Petrus’la Antakya’da yaşanan yüzleşmenin anlatımı (Galatyalılar 2:11–21), İbrahim’e verilen vaat üzerine yaptığı tartışma (Galatyalılar 3:6–14) ve ardından Romalılar 3:21–26’da Tanrı’nın doğruluğunun açıklanışına ilişkin bildirisi.

İsa'nın Sevgi Eylemi

Öncelikle Pavlus’un Antakya’daki Petrus’la yaşadığı dramatik yüzleşmeye dair anlatımı ele alınmalıdır. Tam da bu noktada Richard Hays’in Galatyalılar’daki “Mesih’in imanı” yorumunun ikna edici olmadığı görülmektedir. Pavlus gerçekten de Tanrı’yı Mesih’te etkin olan, O’nu insanı kurtarmak için gönderen (Galatyalılar 4:4–5) ve ölümden dirilten kişi olarak sunar (Galatyalılar 1:1). Aynı şekilde Mesih’in de kendisini teslim ederken Baba Tanrı’nın isteğine uygun davrandığı doğrudur (Galatyalılar 1:4; 4:5). Ancak Pavlus Galatyalılar’da —özellikle de 2:11–21 bölümünde— kurtuluşu, İsa’nın Tanrı’ya yönelik sadakat eylemi olarak değil, insanlığa yönelik özverili sevgi eylemi olarak sunmaktadır.

Galatyalılar 2:16’daki “Mesih’in imanı”na ilişkin iki ifade, Elçilerin İşleri 3:16’daki bildirinin amacıyla aynı doğrultuda görünmektedir. İsa Mesih ışığında imanın ne olduğunu ve ne yaptığını açıklamak ve savunmak. Petrus, Müjde’nin gerçeğine uygun biçimde “yürümemiştir.” Pavlus ise buna düzeltici bir karşılık verir. Galatyalılar 1:23’ün açıkça gösterdiği üzere, Pavlus’un duyurmaya başladığı iman —Yahudiye’deki kiliseleri şaşkına çeviren bu iman— eski vaatlerden doğmuş olsa da (Galatyalılar 3:6; Yaratılış 15:6), kökten yeni bir gerçeklikti.

Galatyalılar 2:16’daki πίστις kullanımını isimsel anlamda anlamak için güçlü sebepler vardır. Her şeyden önce, önceki kullanım açıkça isimsel niteliktedir; çünkü duyurunun zorunlu olarak bir içeriği vardır (Galatyalılar 1:23). Kuşkusuz, Mesih’e iman etmeye ilişkin fiilsel ifadeler bu içeriği tamamlamaktadır (Galatyalılar 2:16). Dolayısıyla Galatyalılar 2:16’yı yorumlarken, ister “Mesih’e iman etmek” ister “Mesih’ten gelen iman” tercih edilsin, belirli ölçüde bir tekrarın varlığını kabul etmek gerekir.

Bu bağlamda, imanın özünün ya da içeriğinin Mesih olduğuna yapılan vurgu, zaten fiil biçiminde ifade edilmiş olan “İsa’ya iman etmek” düşüncesinin tekrarından daha olası görünmektedir. Pavlus burada imanı yeni bir gerçeklik olarak sunmakta ve onu alternatifi olan “Yasa’nın işleriyle aklanma” anlayışının karşısına koymaktadır. Ardından birinci tekil şahıs diliyle, kendi etkinliğini ve varoluşunu aşan bir iman yaşamını tasvir etmektedir: “Mesih’le birlikte çarmıha gerildim. Artık ben yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor. Şimdi bedende sürdürdüğüm yaşamı, beni seven ve benim için kendini feda eden Tanrı Oğlu’na imanla sürdürüyorum.” (Galatyalılar 2:20)

Burada “Tanrı Oğlu’nun imanı” ifadesi, Tanrı Oğlu tarafından verilen iman olarak anlaşılmalıdır. Pavlus, Mesih’in çarmıhına ve dirilişine dahil edilmiştir. Yeni bir insan hâline gelmiştir. Yeryüzündeki yaşamı sürse de artık “Tanrı'nın Oğlu’na imanıyla” yeni bir yaşama sahip olmuştur. Pavlus ayrıca bu imanın içerdiği Tanrı Oğlu bilgisine de işaret eder: “Beni sevdi ve benim uğruma kendisini feda etti.” Bu ikrar kuşkusuz doktrinseldir; ancak yalnızca doktrinsel değildir. Pavlus’un imanından önce gerçekleşmiş olan Tanrı Oğlu’nun sevgi ve özveri eylemine dayanan canlı bir ilişkiyi ifade etmektedir. Pavlus, Mesih’in özverili sevgisiyle başlatılan ve elçinin imanıyla sonuçlanan bir iletişim eylemi içinde varoluşunun ve kimliğinin değişimini yaşamıştır. Günahkâr Pavlus ile Kurtarıcı Mesih birbirinden ayrı kalmaya devam eder; ancak iman içinde gerçekleşen dinamik değiş tokuşta aynı zamanda bir olurlar. Pavlus, Tanrı Oğlu’ndan gelen imanla yaşamaktadır.

Yorum, Galatyalılar 3:23–26 tarafından daha da güçlendirilmektedir; çünkü burada Pavlus imandan sonradan ortaya çıkan bir gerçeklik olarak söz eder: “iman”, yalnızca Mesih’in gelişiyle dünyaya gelmiştir. Elçi, biraz önce örnek verdiği İbrahim’in imanını elbette unutmuş değildir. Ancak İbrahim’e verilen vaat, İbrahim’e verilen bir vaat olarak kalmıştır. Bu vaat İbrahim’de iman oluşturmuş, fakat henüz İbrahim’in bereketini alacak olanların imanını meydana getirmemiştir (Galatyalılar 3:6–9). Pavlus’a göre vaat edilen “soy” Mesih’in kendisidir (Galatyalılar 3:16). Dolayısıyla İbrahim’in bereketi, “İsa Mesih’in imanı” aracılığıyla iman edenlere gelir; yani Mesih’ten gelen iman aracılığıyla (Galatyalılar 3:22). Burada yalnızca “iman etmek” eylemine yapılan tekrarın gereksizliği değil, aynı zamanda bu imanın sonradan gelen bir gerçeklik oluşu da “Mesih’in imanı” ifadesinin nesnel tamlayan şeklinde anlaşılmasına karşı işaret etmektedir.

İman Aracılığıyla Gelen Doğruluk

Şimdi Romalılar 3:21–26’ya dönülebilir. Pavlus burada Tanrı’nın doğruluğunun açıklanışını yeniden ilan etmektedir. Bu doğruluğu hemen “İsa Mesih’in imanı aracılığıyla” gelen doğruluk olarak tanımlar (Romalılar 3:21–22). Bir kez daha “İsa Mesih’in imanı” sonradan gelen bir iman olarak görünmektedir. Tanrı’nın doğruluğu insanlığa onun aracılığıyla ulaşmaktadır. Burada Pavlus’un “Mesih’e iman”dan söz ettiği mi düşünülmelidir? Bu bağlamda kurtarıcı biçimde etkin olan Mesih değil, Tanrı’dır. Buna paralel olarak Pavlus burada “Mesih’e iman etmekten” (πιστεύειν) değil, yalnızca “iman etmekten” söz etmektedir (3:22). İman örtük biçimde doğruluğunu açıklamış olan Tanrı’ya yönelmiştir. Mesih ise burada, bu imanın insanlara ulaştığı kanal olarak görünmektedir (3:22).

İman aracılığıyla Mesih, Tanrı’nın “günahları bağışlatan kurban” hâline gelir (3:25). Daha önce belirtildiği gibi, Pavlus ve ilk dönem Hristiyanlığı için Tanrı’ya iman ile Mesih’e iman birbirinden ayrılmazdı. Ancak burada vurgu, Pavlus’un sonuç niteliğindeki teolojik açıklamasının da gösterdiği üzere (3:27–31), Tanrı’ya iman üzerindedir. Bu nedenle “İsa Mesih’in imanı” (3:22) ve “İsa’ya iman” (3:26) ifadelerini, imanın veriliş aracı olarak İsa’dan söz eden ifadeler şeklinde anlamak en uygun yaklaşımdır.

Şimdi Pavlus’un “yaşam için Mesih’e iman” dilinin hem tarihsel bağlamdaki hem de günümüzdeki öneminden söz edilebilir. Romalılar 3:21–26 çoğu zaman 3:27–31’deki retorik sonuç kısmından koparılarak okunmakta, öğretilmekte ya da vaaz edilmektedir. Böyle olduğunda Pavlus’un önceki açıklamayla ve hatta Romalılar 1:16’dan itibaren geliştirdiği bütün argümanla ortaya koymak istediği asıl nokta gözden kaçmaktadır. Yahudilerin üstünlük övüncü, “iman yasası” tarafından ortadan kaldırılmaktadır. Çünkü bu yasaya göre insan, “Yasa’nın işleri” olmaksızın, yani İsrail’in Tanrısı’nın Yasası’na bağlılığı gösteren dışsal uygulamalardan bağımsız olarak, burada ve şimdi iman aracılığıyla aklanmaktadır.

Ulusların Tanrısı

Pavlus bu iddiaya zaten zemin hazırlamıştır. ''Tanrı insanları İsa Mesih’e olan imanlarıyla aklar. Bunu, iman eden herkes için yapar. Hiç ayrım yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.'' (3:22–23). Romalılar 3:29–31’de Pavlus, İsrail’in temel iman ikrarına başvurarak Yahudi üstünlüğü düşüncesini reddeder: “Dinle ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rab’dir” (Yasa'nın Tekrarı 6:4).

Pavlus’a göre Tanrı bir ise, yalnızca Yahudilerin değil, ulusların da Tanrısıdır. Bu nedenle hem Yahudiyi hem de uluslardan olanı iman aracılığıyla aklayan olan aynı Tanrı’dır.

Pavlus burada soyut bir tektanrıcılık öğretisi ilan etmemektedir; yaşayan Tanrı’nın kendisini açıklamasından söz etmektedir. Tanrı’nın birliği, doğruluğunu Mesih aracılığıyla gelen iman yoluyla bütün insanlara vermesinde görünür hâle gelmektedir. Bu vurgu, Roma’daki büyük ölçüde uluslardan oluşan ev kiliseleri içerisinde bulunan ve uluslardan olan imanlı kardeşlerini küçümsemeye ve yargılamaya eğilimli Yahudi imanlılara yöneliktir.

Aynı dinamiğin Antakya’da da etkili olduğu açıktır. Pavlus, Petrus'a şunu hatırlatmak zorunda kalır: Her ne kadar “Yasa’nın işlerinden olanlar” olarak ortak bir Yahudi kimliğini paylaşsalar da, onlar İsa Mesih’e iman etmişlerdir. Bunu, “Mesih’ten gelen iman aracılığıyla” aklanmak ve “Yasa’nın işleriyle” aklanmamak için yapmışlardır. Böyle iman ettiklerinde kendilerini “günahkârlar” olarak bulurlar; yani uluslardan olanlardan hiçbir farkları kalmaz. Uluslardan olanlarla birlikte yemek yememek, Mesih’in sevgisinde açıklanan Tanrı lütfunu reddetmek anlamına gelir. Pavlus ise açıkça belirttiği gibi bunu yapmayı reddetmektedir (Galatyalılar 2:21).

Dolayısıyla “Pavlus üzerine yeni perspektif” yaklaşımı hem yarı yarıya doğruyu görmüş hem de bütünüyle yanılmıştır. Bu yaklaşımın temsilcileri, Pavlus’un mesajındaki etnik boyuta dikkat çekmekte haklıydılar. Ancak uluslardan olanların tam kabulünün, “İsa Mesih aracılığıyla gelen iman”ın özünde yer aldığını görememeleri büyük bir yanlıştı.

Uluslardan olan imanlıların Mesih’te kardeşler olarak kabul edilmesi, ilk kilise için bir sınavdı. Bu sınav çeşitliliğe açıklık testi değil, Mesih’te ve Mesih aracılığıyla gelen imana ilişkin bir sınavdı. Sorun, onların kendilerini bugünkü Yeruşalim’e mi ait gördükleri, yoksa vaat çocuklarının annesi olan yukarıdaki Yeruşalim’e mi umut bağladıklarıydı. Aynı iman sınavı bugün de kilisenin önünde durmaktadır.

Pavlus’u dikkatle dinlemek kilise için büyük yarar sağlayacaktır. Onun mesajı, giderek daha fazla etnik çeşitlilik kazanan kilisenin yaşamı açısından temel bir önem taşımaktadır. Hem Antakya’da hem de Roma’da uluslardan olan imanlılar çoğunluk hâline gelmişti. Bu dramatik değişim, Mesih temelli bir yanıt gerektiren sorunları beraberinde getirmiştir. Pavlus bu yanıtı sunmaktadır:

İmanın kendisi, yani Mesih’ten gelen iman, Mesih’e ait olan bütün imanlıların, kökenleri ve mirasları ne olursa olsun kabul edilmesini zorunlu kılar.

Bu noktada Dietrich Bonhoeffer’in, kendi zamanında ve bağlamında elçinin sözlerini yankılayan şu ifadeleri anılabilir: “Başkalarıyla paydaşlığım yalnızca İsa Mesih aracılığıyladır ve öyle kalacaktır. Paydaşlığımız ne kadar gerçek ve derin hâle gelirse, aramızdaki diğer her şey o kadar geri çekilecek; buna karşılık yalnızca İsa Mesih ve O’nun işi aramızda o kadar açık ve saf biçimde yaşayan ve etkin gerçeklik hâline gelecektir. Birbirimize yalnızca Mesih aracılığıyla sahibiz. Mesih aracılığıyla birbirimize gerçekten, bütünüyle ve sonsuza dek sahibiz.”

KAYNAKÇA: https://www.thegospelcoalition.org/themelios/article/the-faith-of-christ-and-the-message-of-justification-for-today/

Yazar Hakkında
Mark A. Seifrid

Mark A. Seifrid

Mark Seifrid is professor emeritus of exegetical theology at Concordia Seminary in St. Louis, Missouri.