Ana Sayfa › Makaleler › Vaiz Kitabı’na İlişkin Temel Sorular

Vaiz Kitabı’na İlişkin Temel Sorular

· · 566 görüntülenme ·
Vaiz Kitabı’na İlişkin Temel Sorular
Tüm Makaleler

'Finding Favour in the Sight of God: A Theology of Wisdom Literature' adlı eser, Süleyman'ın Özdeyişleri, Eyüp ve Vaiz kitaplarını ele almaktadır. Bu kısa makale özellikle Vaiz kitabının neden yaşamın anlamı konusunda mücadele ettiğine ve neden bazı olumsuz görüşler ifade ettiğine odaklanacaktır. Temel sorular sorulacak ve verilen cevaplar, yazarın neden yaşamın anlamı konusunda böylesine yoğun bir sorgulama içinde olduğunu açıklayacaktır.

Kitapta iki tür anlatım bulunmaktadır: 1:12–12:7 arasındaki birinci tekil şahıs anlatımı ve 1:1–11 ile 12:8–14 bölümlerinden oluşan üçüncü şahıs çerçeve anlatımı. Önsöz, anıların yazarını tanıtır (1:1), temel temayı ortaya koyar (1:2), cevaplanacak ana soruyu sorar (1:3) ve ileride ele alınacak konuları önceden haber veren şiirsel bir bölüm sunar (1:4–11). Sonsözde ise (12:8–14) bilge bir kişi, yazarın mücadele ettiği problemlerin çözümüne işaret etmektedir.

Anıların yazarı kendisini İbranice “Vaiz” (1:12) ifadesiyle tanıtmaktadır; bu terim genellikle “Vaiz” ya da “Öğretmen” şeklinde çevrilmektedir. Vaiz’in kim olduğu ve metni ne zaman yazdığı, farklı yorumların ortaya çıktığı önemli akademik meseleler arasındadır. Makalenin sonunda bu konulara da kısaca değinilecektir.

Vaiz Yaşamın Anlamını Ararken Hangi Yöntemi Kullanır?

Kitabın temel sorusu, insan emeğinin herhangi bir kazanç sağlayıp sağlamadığı meselesidir. Bu soru başlangıçta 1:3’te sorulmakta, ayrıca 3:9’da tekrar edilmektedir. Vaiz, emek ve zahmet anlamına gelen İbranice ʿāmāl sözcüğünü ve ilgili fiil biçimini kullanır. Bu ifade, emeğin yorucu ve ağır yönünü vurgulamaktadır; Vaiz’in özellikle üzerinde durduğu nokta da budur. Hatta bu sözcüğün Eski Antlaşma'daki kullanımlarının büyük kısmı Vaiz kitabında yer almaktadır. Bu nedenle burada “emek”, yalnızca fiziksel çalışma değil, bütün insan yaşamının zahmetli yönünü ifade eden daha geniş bir anlam taşımaktadır.

Vaiz’in insan yaşamındaki faaliyetlerin anlamını araştırırken kullandığı temel yöntem gözlemdir. Birinci tekil şahıs anlatımında (1:12–12:7) “Gördüm” ifadesi on sekiz kez kullanılmaktadır. Bu ifade metin boyunca farklı işlevler üstlenir. İlk olarak, yaşamdaki belirli olayların anlamını araştırmak amacıyla yapılan bir gözlemi tanıtmak için kullanılır (2:13; 3:10, 16; 7:15; 9:11). İkinci olarak, geliştirilmekte olan düşünce içerisinde önemli bir tespiti vurgular (2:24; 4:1–3, 4, 7; 6:1; 10:5; 10:7). Son olarak ise bazı durumlarda Vaiz, yürüttüğü araştırmadan çıkardığı sonucu ifade etmek için “Gördüm” ifadesini kullanır (1:14). Buna yaşamdan zevk alma çağrılarının giriş bölümleri de dahildir (3:22; 5:18).

Dolayısıyla gözlem, Vaiz’in yaşamın anlamını araştırırken kullandığı yöntemin merkezinde yer almaktadır. Araştırmacılar, onun bilgi anlayışını nasıl tanımlamak gerektiği konusunda tartışmaktadır. Bazıları onun yaklaşımını “temelde deneysel/ampirik”, bazıları ise “özerk” olarak nitelendirir. Her iki yaklaşım da Vaiz’in bilgi anlayışının Süleyman'ın Özdeyişleri kitabındaki geleneksel bilgelik anlayışından farklı olduğunu savunmaktadır.

Vaiz, bilgiyi kendi deneyimlerinden elde etmeye çalışır ve doğrulama ölçütü olarak yine kendi gözlemlerine başvurur. Yöntemi; deneyim yaşamak, gözlem yapmak, değerlendirmek ve ardından ulaştığı algıları aktarmak şeklinde ilerler. Ayrıca savlarını desteklemek için bireysel deneyimlerden yararlanır. Bu yaklaşım, Özdeyişler kitabındaki yöntemden belirgin biçimde ayrılır. Çünkü Özdeyişler’de yaratılışın incelenmesinin amacı yeni gerçekler keşfetmek değil, zaten bilinen doğruları daha iyi anlamak ve bunları etkili biçimde öğretmektir. Özdeyişler’de bireysel deneyimden hareketle yapılan tartışmalar oldukça sınırlıdır. Geleneksel bir bilgeye “Bunu nasıl biliyorsun?” diye sorulsa, “Çünkü öğrendim” diye cevap verecektir. Vaiz ise, “Çünkü gördüm” diye cevap vermektedir.

Vaiz’in Anlam Arayışındaki Hedefi Nedir?

Vaiz, birkaç yerde araştırmasının amacını açık biçimde ifade eder. Göğün altında yapılan her şeyi araştırmak için bilgeliği kullanacağını söyler. Ancak bilgelik aynı zamanda araştırmasının konusu hâline gelir. O, bilgeliği “bilmek” istemektedir (1:16). Buradaki “bilmek” yalnızca zihinsel bir kavrayış değil, deneyim yoluyla öğrenmeyi de ifade etmektedir. Yani Vaiz, bilgeliğin yaşamda nasıl işlediğini ve hangi sonuçları doğurduğunu bizzat tecrübe etmek istemektedir.

Fakat dikkat çekici olan nokta, araştırmasında bilgeliğe ayrıcalıklı bir konum vermemesidir. Aynı ciddiyetle delilik ve akılsızlığı da araştırmak istemektedir. Başka bir ifadeyle, deliliğin ve akılsızlığın yaşam üzerindeki etkilerini ve bunların sonuçlarını da deneyimleyerek incelemeye çalışmaktadır. Aynı amaç 7:25’te daha güçlü ifadelerle tekrar edilir. Vaiz, yalnızca bilgeliği değil, “akılsızlığın kötülüğünü ve deliliğin budalalığını” da anlamaya çalışmaktadır. Böylece her yolun insanı nereye götürdüğünü görmek istemektedir.

Bu araştırmaya ek olarak Vaiz, “şeylerin toplamını” ya da dünyanın işleyiş düzenini anlamayı hedeflemektedir. Burada kullanılan İbranice sözcük, “hesap”, “düzen” veya “açıklama” anlamlarına gelebilir. Yani Vaiz’in temel sorusu şudur: Dünya nasıl işlemektedir? Her şey birbiriyle nasıl bağlantılıdır? Ancak o, bu soruya kesin bir cevap bulunabileceği konusunda oldukça karamsardır. Bilgelikle yaptığı araştırmanın sonunda, tam bir kavrayışa ulaşamadığını kabul etmektedir. Bu değerlendirmelerden birkaç önemli sonuç çıkarılabilir.

İlk olarak, Vaiz’in temel problemi bilgelik kavramının kendisidir. Çünkü bilgelik, onun beklentilerini tam olarak karşılamamaktadır. Bilgelik kişiye akılsızlığa göre belirli bir üstünlük sağlayabilir (2:13–14); ancak nihai sonuç değişmez. Bilge kişinin de akılsız kişinin de sonu ölümdür. Bu nedenle Vaiz, “Öyleyse neden çok bilge oldum?” diye sormaktadır (2:15). Burada amaç, Tanrı’dan bağımsız “seküler” bir yaşam anlayışı kurmak değildir. Asıl mesele, bilgeliğin kendi vaatlerini nihai olarak yerine getirememesidir.

İkinci olarak, Vaiz’in araştırması bilgeliği mutlak doğru yol olarak sunmaz. Örneğin 1. Mezmur’da doğru kişinin yolu ile kötü kişinin yolu açık biçimde birbirinden ayrılır ve farklı sonlara ulaşır. Benzer şekilde Süleyman'ın Özdeyişleri 1–9 bölümlerinde genç kişiye bilgeliğin yolunu izlemesi, akılsızlıktan ise kaçınması öğütlenir. Vaiz ise hem bilgeliği hem de akılsızlığı araştırmak istemektedir. Yaşamın problemleri onun düşüncesine hâkim olduğu için, bilgeliğin gerçek faydasını sorgulamaya başlar. Bu durum öğütlerine de yansır; çünkü bilgeliği ayrıcalıklı bir konuma yerleştirmediğinden, onu güçlü biçimde teşvik eden çağrılar yapmaz.

Tanrı, Vaiz’in Anlam Arayışıyla Nasıl İlişkilidir?

Tanrı, Vaiz kitabının birinci tekil şahıs anlatımında (1:12–12:8) birçok kez geçmektedir. Ancak kullanılan Tanrı adı her zaman genel bir ifade olan Elohim’dir. Buna karşılık antlaşma adı olan “RAB” (YHWH), özellikle Çıkış olayında Tanrı’nın antlaşmasına sadık olduğunu ve halkı için savaştığını gösteren isim olarak öne çıkar. “RAB” adı Süleyman'ın Özdeyişleri boyunca sıkça kullanılırken, Vaiz kitabında hiç geçmez. Bu durum tek başına olumsuz değildir; fakat Vaiz’in Tanrı’yı çözüm kaynağı olarak değil, sorgulanan bir problem alanı olarak görmesi dikkat çekicidir.

Bu durum özellikle 3. bölümde belirginleşmektedir. Bölümün başındaki “zaman” şiiri, geleneksel bilgelik anlayışını yansıtır: Her şeyin belirlenmiş bir zamanı vardır ve bilgelik, doğru zamanda doğru davranabilmeyi gerektirir. Şiirin hemen ardından kitabın temel sorusu tekrar sorulur: “İnsan emeğinden ne kazanç elde eder?” Böylece şu mesele gündeme gelir: Zaman hakkındaki bu şiir, 2:11’de dile getirilen “emeğin boş olduğu” sonucunu değiştirmekte midir?

Vaiz burada Tanrı ile ilgili bir gözlem sunar (3:10). Tanrı’nın insanlara onları meşgul eden bir görev verdiğini söylemektedir. Aynı zamanda Tanrı her şeyi kendi zamanında uygun biçimde düzenlemiştir (3:11). Çünkü zamanların düzenini belirleyen Tanrı’dır; her şeyin nasıl bir bütün oluşturduğunu bilen odur. Bununla birlikte Tanrı insanın yüreğine “sonsuzluk” düşüncesini de koymuştur. Buradaki “sonsuzluk” kavramı, insanın parçalı ve sınırlı bilgisinin ötesine geçerek dünyanın anlamını ve amacını bilme arzusunu ifade eder. Ancak Vaiz’e göre insan geleceği kesin biçimde bilemez; ne bu yaşamda ne de ölüm sonrasında (7:14; 8:7).

Sorun tam da burada ortaya çıkar: İnsanlar, Tanrı’nın başlangıçtan sona kadar yaptığı işleri tam olarak kavrayamazlar (3:11). İnsan bilgisinin Tanrı’nın dünyadaki faaliyetlerini ve gelecekte nasıl davranacağını anlamakta yetersiz kalması, Vaiz’in temel problemidir. Bu nedenle insanın doğru zamanda doğru kararı vermesi zorlaşmaktadır. Dünyanın işleyişini anlama arzusu ile Tanrı’nın amaçlarını anlayamama durumu birleşince derin bir hayal kırıklığı ortaya çıkmaktadır (bkz. 7:13). Böylece insanın doğru zamanda doğru davranarak “kazanç” elde etmesi de engellenmiş olur. 3. bölümün ikinci kısmı, Tanrı’nın Vaiz’e göre neden uzak göründüğünü daha da açık hâle getirir. Bölüm, adaletin hüküm sürmesi beklenen yerlerde bile kötülüğün üstün geldiğine dair bir gözlemle başlar (3:16).

Ardından Vaiz, Tanrı’nın doğruları ve kötüleri yargılayacağını söyler (3:17). Bu ifade aslında çözüm olabilecek bir teolojik değerlendirmedir. Ancak hemen sonrasında insan ile hayvan arasındaki ilişki üzerine başka bir düşünce geliştirir (3:18). Ona göre insanlar ve hayvanlar aynı nefese sahiptir; aynı maddeden yaratılmışlardır ve ölümde aynı yere giderler (3:19–20). Hatta insan ruhunun yukarı mı çıktığı, hayvan ruhunun ise aşağı mı indiği konusunda bile kesin bilgi olmadığını söyler (3:21).

Buradaki dikkat çekici nokta, Vaiz’in 3:17’deki teolojik umudu, sonraki düşüncelerine çözüm olarak uygulamamasıdır. Benzer durum 9:1–2’de de görülür. Doğruların ve bilgelerin Tanrı’nın elinde olduğu söylenir; bu normalde güven ve teselli vermesi gereken bir düşüncedir. Ancak Vaiz’e göre Tanrı’nın elinde olmak, insanların başına gelen olayları değiştirmemektedir.

Sonuç olarak Vaiz, Tanrı’ya duyduğu güveni büyük ölçüde yitirmiş görünmektedir. Bu nedenle yaşamın anlamı konusundaki mücadelelerinde Tanrı’yı nihai çözüm olarak öne sürmez.

Yaşamdan Zevk Alma Çağrıları Neden Vaiz’in Arayışının Cevabı Değildir?

3.bölümün sonunda yer alan “yaşamdan zevk alma çağrısı”, bazı yorumcular tarafından Vaiz’in mücadele ettiği problemlere iman temelli bir cevap olarak görülmektedir. Ancak metne göre bu çağrılar nihai çözüm değildir. Her ne kadar yaşamdan alınan zevk Tanrı’nın bir armağanı olarak sunulsa da (2:24), Vaiz bunları yaşamın anlamına dair kesin cevap olarak değerlendirmez. Bu sonucun nedeni 2:10–11’de ortaya konmaktadır. Vaiz, insan emeğinin gerçek bir “kazanç” sağlayıp sağlamadığını sorgular. Yaptığı bütün işleri değerlendirdikten sonra, “güneş altında” kalıcı bir kazanç bulunmadığı sonucuna ulaşır (2:11). Yani insan emeği nihai ve kalıcı bir anlam üretmemektedir. Bu yaklaşım, Özdeyişler kitabındaki “Her emekte yarar vardır” anlayışından farklıdır. Bununla birlikte Vaiz, emekten hiçbir şey elde edilemeyeceğini söylemez. İnsan, emeğinin “payını” ya da “nasibini” yaşayabilir. Bu düşünce, yaşamdan zevk alma çağrılarında tekrar edilir (3:22; 5:18–19; 9:9). İnsan için yapılabilecek en iyi şeyin yemek, içmek ve emeğinde belirli bir sevinç bulmak olduğu ifade edilir. Ancak bunlar nihai kurtuluş ya da tam anlamıyla iman cevabı değildir. Bunlar yalnızca, beklentilerin sürekli eksik kaldığı bir dünyada insanın sahip olabileceği sınırlı payı temsil eder.

Makalenin sonunda şu önemli soru gündeme getirilmektedir: Kutsal Yazılar’da neden bu kadar karamsar ifadeler bulunmaktadır? Bazı araştırmacılar, kitabın karamsar tonunu İsrail tarihindeki zor dönemlerle, özellikle sürgün sonrası süreçle açıklamaktadır. Başka yorumcular ise problemin tarihsel koşullardan çok, yazarın kişisel ve düşünsel mücadelesinden kaynaklandığını savunur. Bazı akademisyenler Vaiz’in, İsrail bilgelik geleneğinin zayıfladığı bir dönemde yaşadığını ve bu nedenle Yunan düşüncesine yakın bir bilgi anlayışı geliştirdiğini ileri sürmektedir. Buna karşılık başka araştırmacılar kitabın tamamen Sami düşünce yapısına ait olduğunu ve Yunan etkisi taşımadığını savunmaktadır.

Dil özellikleri nedeniyle Vaiz kitabı genellikle geç döneme tarihlendirilir. Ancak bazı yorumcular, kitabın resmî bir kraliyet metni değil, kişisel bir anı niteliğinde olabileceğini ve bu nedenle farklı lehçe özellikleri taşıyabileceğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşım doğrultusunda bazıları, metnin yazarı olarak Süleyman'ı görmektedir. Özellikle 1. Krallar 11’de anlatıldığı gibi, Süleyman’ın yabancı eşleri nedeniyle Tanrı’dan uzaklaştığı dönemde bu düşünsel sorgulamaları yaşamış olabileceği öne sürülmektedir. Buna göre kitap, bilgeliğin sınırlarını gösteren bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Metin ayrıca Mezmur 73 ile paralellik kurmaktadır. Orada mezmur yazarı, kötülerin refahını görünce doğru yoldan sapma tehlikesi yaşamaktadır. Benzer şekilde Vaiz de yaşamdaki adaletsizlikleri açıklamaya çalışırken Tanrı’nın bilgeliğini sorgulama noktasına yaklaşmaktadır. Kitabın sonunda verilen temel mesaj ise şudur: İnsan, her şeyi tam anlamıyla açıklamaya çalışırken Tanrı korkusunu ve O’nun buyruklarına bağlılığı unutmamalıdır (12:14).

Sonuç olarak Vaiz kitabı, düşmüş bir dünyada Tanrı’dan uzak bir yaşamın nasıl görüneceğini güçlü biçimde tasvir etmektedir. Kitabın temel kavramlarından biri olan İbranice hebel (“boşluk”, “anlamsızlık”, “geçicilik”), Grekçe çeviride mataiotēs sözcüğüyle karşılanmıştır. Aynı kavram Romalılar 8:20’de Pavlus tarafından “yaratılışın boşluğa tabi kılınması” bağlamında kullanılmaktadır. Ancak Hristiyan teolojisine göre yaratılış bir gün çürümenin köleliğinden kurtarılacaktır. Aynı şekilde insan da Mesih aracılığıyla günahın boşluğundan ve yıkıcı gücünden özgür kılınacaktır (Rom. 8:22–24).

KAYNAKÇA: https://www.thegospelcoalition.org/themelios/article/key-questions-concerning-the-book-of-ecclesiastes-an-explanation-of-the-negative/

Yazar Hakkında
Richard P. Belcher Jr.

Richard P. Belcher Jr.

Richard Belcher is John D. and Frances M. Gwin Professor of Old Testament at Reformed Theological Seminary in Charlotte and Academic Dean of the Atlanta, Dallas, and Houston campuses.